01 / Dönemler

Renklerin Değiştiği Yıl

1968'de Formula 1 arabaları ülkelerini kaybetti. Kazandıkları şeyin adı para değildi — gelecekti.

Sayı 01 · 9 dakika okuma

1967 Lotus 49, İngiliz yarış yeşili ve sarı burunla, Goodwood Festival of Speed Gold Leaf Team Lotus 49B, kırmızı-beyaz-altın renklerde, Snetterton

Solda: 1967 Lotus 49, İngiliz yarış yeşili. Goodwood Festival of Speed, 2006. Fotoğraf: Brian Snelson, CC BY 2.0. Sağda: Gold Leaf Team Lotus 49B. Snetterton, 2010. Fotoğraf: Witherspoony, CC BY-SA 4.0. Her ikisi de restore edilmiş araçlar; renkler dönemin orijinaline sadık.

İki fotoğraf alın. Aynı takım, bir yıl arayla.

1967’de Lotus koyu yeşildir. Üzerinde sarı bir şerit vardır ve başka hiçbir şey yoktur. Arabanın kime ait olduğunu bilmeseniz bile nereli olduğunu bilirsiniz: yeşilse İngiliz’dir.

1968’de aynı Lotus kırmızı, beyaz ve altın rengidir. Yan tarafında bir sigara markasının adı yazar. Arabanın nereli olduğunu artık söyleyemezsiniz. Söylemesi gereken başka bir şey vardır.

Arada geçen şey bir sezondur. Ve Formula 1 bir daha asla eskisi gibi olmadı.

Yeşil neden yeşildi

Bugün tuhaf geliyor ama yarış arabalarının rengi uzun süre bir tercih değildi. Kuraldı.

Yirminci yüzyılın başında uluslararası yarışlara giren arabalar ülkelerinin rengini taşırdı. İngiltere koyu yeşil. İtalya kırmızı. Fransa mavi. Almanya beyaz — sonra, boyayı kazıyıp kiloyla oynadıkları bir hikâyenin ardından, gümüş.

Bu sistemin güzelliği şuydu: tribündeki adam marka bilmek zorunda değildi. Kırmızı geçtiğinde İtalya geçiyordu. Yeşil geldiğinde İngiltere geliyordu. Yarış, takımlar arasında değil, bir anlamda ülkeler arasındaydı — ve bu, sporu izlemeyi öğrenmeyi kolaylaştırıyordu.

Para yok muydu? Vardı. Ama parayı veren, işin içindendi: lastik üreticisi, yağ firması, buji markası. Arabaya yazılan isimler arabayla ilgiliydi. Bir yarış arabasının üzerinde yarışla alakası olmayan bir şeyin reklamı yapılmazdı.

Sonra bu kural gevşedi.

Chapman’ın hesabı

Colin Chapman, Formula 1’in en yaratıcı ve en soğukkanlı adamıydı. Lotus’u kuran, aerodinamik ve hafiflik konusunda herkesten önce düşünen, bazen de sürücülerini tehlikeye atacak kadar sınırda gezen bir mühendis.

Kurallar gevşediğinde ilk davranan o oldu. 1968’de Lotus’un adı Gold Leaf Team Lotus oldu. Arabanın rengi, bir tütün markasının paket renkleriydi.

Tepki bugün tahmin edeceğinizden daha sertti. Bu, bir takımın ulusal kimliğini satması gibi görünüyordu — çünkü öyleydi. Yeşil bir arabanın yerine bir sigara paketi koymak, pek çok kişi için sadece estetik bir mesele değildi.

Ama Chapman bir şeyi görmüştü: yarış arabası yapmak pahalıydı ve her yıl daha pahalı oluyordu. Ulusal renkler kimsenin faturasını ödemiyordu. Lastik ve yağ parası bir yere kadar yetiyordu. Eğer para başka bir yerden gelmeyecekse, o arabaları yapan küçük İngiliz atölyeleri birer birer kapanacaktı.

Yeni renkler ilk kez 1968 Ocak’ında, Yeni Zelanda’da, şampiyona dışı Tasman Serisi’nde piste çıktı. Direksiyonda Jim Clark vardı.

Bir yıl içinde herkes onu takip etti. Renkler çözüldü, arabalar reklam panosuna döndü ve Formula 1 bir spordan çok bir mecraya benzemeye başladı. Televizyon bunu fark edince geri dönüş ihtimali de kalmadı.

Aynı yılın diğer yarısı

Jim Clark portresi, Zandvoort, 1965

Jim Clark, Zandvoort, 4 Kasım 1965. Ölümünden iki buçuk yıl önce. Fotoğraf: Joost Evers / Anefo, Hollanda Ulusal Arşivi. Kamu malı (CC0).

1968’i sadece bu yüzden hatırlamıyoruz. Ve iki hikâye sandığımız şey, aslında tek hikâye.

O yılın 1 Ocak’ında, Kyalami’de, Jim Clark Güney Afrika Grand Prix’sini kazandı. Pole pozisyonundan başlamış, 25. galibiyetini almıştı — Fangio’nun rekorunu geçiyordu. Kimse bilmiyordu ama bu onun son Formula 1 yarışıydı.

Birkaç hafta sonra, Yeni Zelanda’da, aynı adam Gold Leaf renklerine boyanmış bir Lotus’un direksiyonuna geçti. Eski dönemin en saf temsilcisi, yeni dönemin ilk arabasını bizzat kullandı.

7 Nisan 1968’de Hockenheim’da, bir Formula 2 yarışında hayatını kaybetti. Lastiğinin indiği düşünülüyor. Araba ağaçlara girdi ve her şey orada bitti.

Clark o dönemin en iyi sürücüsüydü ve bunu tartışan kimse yoktu. Dahası — ve bu kısım daha önemli — güvenli olanı temsil ediyordu. Çılgınca sürmüyordu. Hata yapmıyordu. Sakin, düzenli, neredeyse sıkıcı bir mükemmellikle kazanıyordu. İnsanlar ona bakıp “böyle sürerse bir şey olmaz” diye düşünüyordu.

Clark’a bir şey oldu.

12 Mayıs’ta, Jarama’da, sezonun ilk Avrupa yarışı koşuldu. Gold Leaf renkleri bir şampiyona yarışında ilk kez oradaydı. Ve o yarış, Clark’ın ölümünden sonraki ilk yarıştı. Graham Hill kazandı; sezonun şampiyonu da o oldu.

Formula 1’in yeni çağı, bir cenazenin hemen ardından başladı.

Ondan öncesi bir şeydi. Ondan sonrası başka bir şey.

Peki kaybettik mi

Bu yazıyı nostaljiyle bitirmek kolay olurdu. Yeşil arabalar güzeldi, şimdi her şey reklam, eskiden daha iyiydi.

Ben öyle düşünmüyorum.

Ulusal renklerin romantizmi gerçekti ama o romantizm hiçbir şeyin parasını ödemiyordu. Chapman’ın gördüğü şey doğruydu: para gelmeseydi, 70’lerin o olağanüstü İngiliz takımları — McLaren, Williams, Tyrrell — ya hiç var olmayacak ya da kısa sürede tükenecekti. Formula 1’in en yaratıcı dönemi, tam da parayla tanıştıktan sonra geldi. Yer etkisi, aktif süspansiyon, karbon kabuk; hepsi sponsorlu arabalarda doğdu.

Kaybettiğimiz şey renk değildi. Netlikti. Eskiden bir arabaya bakıp nereli olduğunu anlardınız. Şimdi bir arabaya bakıp hangi şirketler tarafından finanse edildiğini anlıyorsunuz, ki bu çok daha doğru bir bilgi — sadece daha az şiirsel.

Ve bir ayrıntı, her şeyi özetliyor: o ulusal renklerden bugüne sadece biri kaldı.

Kırmızı.

Ama o kırmızı bile aynı kırmızı değil.

1996’dan itibaren Ferrari’nin kırmızısı açıldı. Neredeyse turuncuya çalan, parlak bir tona geçti. İki sebep gösteriliyor ve ikisi de bu yazının konusu.

Birincisi televizyon: eski rosso corsa kameralarda koyu, hatta çamurlu çıkıyordu. İkincisi, o yılların isim sponsoru Marlboro’nun kurumsal kırmızısına yaklaşmak.

Yani Ferrari de direnmedi. Rengini satmadı ama tonunu ayarladı — ve adını korudu. Zaten bir kez de hiç kırmızı olmamıştı: 1964’te Enzo, federasyonla kavgası yüzünden son iki yarışa arabalarını mavi-beyaz boyayıp gönderdi. Kırmızı bir yemin değildi; bir tercihti ve her tercih gibi pazarlığa açıktı.

2007’de, Monako’da, eski rosso corsa geri döndü. Yüksek çözünürlüklü televizyon yaygınlaşmıştı; koyu kırmızı artık ekranda çamura dönmüyordu. Rengi bozan teknoloji, aynı rengi geri verdi.

Ama hikâye orada bitmedi.

Üçüncü sebep: terazi

Bugün Ferrari’nin kırmızısı ne 60’ların koyu rosso corsa’sı, ne de 90’ların turuncuya çalan parlağı. Daha koyu. Ve mat.

Sebebi bu kez ne televizyon ne sponsor.

Ağırlık.

2019’da Ferrari, SF90’ı mat kırmızıyla tanıttı. Takım patronu Mattia Binotto gerekçeyi saklamadı: mat boya daha hafif. Kazanç birkaç yüz gram. Kulağa gülünç geliyor — ama her şeyin sınırda olduğu bir yerde bu bile fark eder. Ferrari ilk de değildi; Red Bull 2016’da aynı sebeple matlaşmıştı.

Sonra 2022 geldi. Yeni kurallar arabaları ağırlaştırdı — halo, daha büyük lastikler, daha uzun şasi — ve asgari ağırlık 798 kiloya çıktı. Takımların neredeyse tamamı fazla kiloydu. McLaren’dan Zak Brown dönemi tek cümleyle özetledi: bir takım hariç hepimiz ağırdık.

Her 10 kilo, turda yaklaşık 0,3 saniye demek.

Ve takımlar boyayı kazımaya başladı. Aston Martin yeşilin bir kısmını söküp 350 gram kazandığını açıkladı. Williams, McLaren, Alpine, Red Bull — hepsinin arabasında çıplak karbon lekeleri belirdi. Siyah, mat, isimsiz yüzeyler.

Yani 2022’de Formula 1 arabaları, o gümüş ok hikâyesindeki şeyi yapıyordu: kilo tutturmak için boyayı kazımak. Hikâye doğruysa, yaklaşık doksan yıl sonra aynı çare.

Renk hiçbir zaman kimlik değildi. Her dönem neye ihtiyaç varsa oydu.

Önce ülkeydi. Sonra sponsor. Sonra kamera. Sonunda terazi.

Ve sonunda bir kural daha

Kasım 2025’te FIA bir karar aldı: 2026’dan itibaren her aracın yandan veya üstten görünen yüzeyinin en az yüzde 55’i boyalı ya da kaplamalı olmak zorunda. Çıplak karbon bir sınıra bağlandı.

Gerekçe şuydu: arabalar birbirinden ayırt edilemez hale gelmişti.

Ve hikâye böylece başladığı yere döndü. Formula 1 bir kuralla başlamıştı — arabalar ülkelerinin rengini taşıyacak. Doksan yıl sonra yine bir kurala geldi — arabalar bir renk taşıyacak.

Hangi renk olduğu artık kimsenin umurunda değil.